1956 yılında Ankara'da doğan Adnan Oktar, Harun
Yahya müstear ismi ile kitaplarını yazmaktadır.
Hayatını tamamen Yüce Allah’ın varlığını ve birliğini
insanlara anlatmaya ve Kuran ahlakını yaymaya adamış
olan bir kişidir. Üniversite yıllarından başlayarak,
hayatının her döneminde, bu kutlu amaca hizmet
vermiş ve hiçbir zaman zorluklar karşısında yılmamıştır.
Bugün, hala büyük bir sabır ve kararlılık göstererek
tüm baskılara karşın fikri mücadelesini devam ettirmektedir.
Aşağıda, Adnan Oktar’ın özet biyografisini
okuyabilirsiniz:
Adnan Oktar 1956 yılında Ankara’da doğdu ve lise
eğitiminin sonuna kadar orada yaşadı. İslam ahlakına
olan bağlılığı lise yılları boyunca çok güçlendi.
Bu dönemde büyük İslam alimlerinin hemen tüm eserlerini
okuyarak, İslam hakkında derin bilgi edindi. Yine
bu yıllarda, İslam ahlakını tüm insanlara anlatmaya
ve onları doğruya ve güzele davet etmeye karar
verdi.
1979 yılında, binlerce kişi arasından üçüncülükle
girdiği Mimar Sinan Üniversitesi'nde eğitimine
devam etmek üzere İstanbul’a taşındı. Sanatı, Allah'ın
üstün yaratışının bir tecellisi olarak gören Oktar,
resim yapma konusunda çocukluğundan beri yetenekliydi
ve zaman zaman sürrealist tablolar yapardı. Arkadaşlarına
hediye olarak verdiği çok sayıda tablosu bulunmaktadır.
Ayrıca, Allah'ın sanatının birer tecellisi olarak
gördüğü hayvanlara, bitkilere ve çiçeklere de özel
ilgisi bulunan Adnan Oktar'ın, bahçe bakımı, iç
mimari ve dekorasyon, ilgilendiği alanlar arasındadır.
Mimar
Sinan Üniversitesi’ndeki Yılları
Adnan
Oktar Mimar Sinan Üniversitesi’ne girdiği dönemde
üniversite, çeşitli illegal Marksist-komünist organizasyonların
etkisi altındaydı. Hem akademisyenler hem fakülte
görevlileri hem de öğrenciler arasında saldırgan
ateist ve materyalist akımlar hakimdi. Hatta, öğretim
üyelerinin bir kısmı, derslerinde konuyla bağlantısız
olmasına rağmen hemen her fırsatta materyalist
felsefe ve Darwinizm’in
propagandasını yapıyorlardı.
Adnan Oktar, dini ve ahlaki değerlerin saygı görmediği
ve neredeyse bütünüyle reddedildiği, materyalist
görüşün kontrolündeki bu ortamda, çevresindeki
insanlara Allah’ın varlığını ve birliğini anlatmaya
başladı. Üniversitenin bitişiğindeki Molla Camii'nde
açıkça namaz kılan tek kişiydi.
Annesi Mediha Oktar’ın da anlattığı gibi, bu dönemde
Adnan Oktar gecede sadece birkaç saat uyuyor, zamanını
okuyarak, notlar alarak ve dosyalar tutarak geçiriyordu.
İçinde Marksizm, Leninizm, Maoizm, komünizm ve
materyalist felsefe konulu temel kitapların da
yer aldığı yüzlerce eser okumuş ve hem klasik hem
de nadiren okunan kitaplar üzerinde detaylı çalışmalar
yapmıştır. Ayrıca, bu ideolojilerin sözde bilimsel
temelini oluşturan evrim teorisi üzerine geniş
çaplı araştırmalar yapmış, bu bilim dışı teorinin
açmazlarını gözler önüne seren bilgi ve belgeler
toplamıştır. Allah’ın inkar edilmesine dayalı olan
bu batıl felsefe ve ideolojilerde yer alan çıkmazlar,
çelişkiler ve yalanlar konusunda çok detaylı bilgi
derleyen Oktar, bu bilgi birikimiyle insanları
gerçeğe ve doğruya davet etmiştir. Üniversitedeki
öğrenciler ve öğretim üyeleri de dahil olmak üzere
herkese Allah’ın varlığını, birliğini ve Kuran
ahlakını anlatmıştır. Okul kafeteryasında, koridorlarda
ya da ders aralarındaki sohbetlerde, materyalizmin
ve Darwinizm'in aldatmacalarını, bu ideolojilerin
kaynak kitaplarından direkt alıntılar yaparak açıklıyordu.

Adnan
Oktar, özellikle materyalizm ve ateizmin dayanak
noktası olan evrim teorisinin çökertilmesi konusuna
özel önem vermiştir. Zira, Sayın Oktar Darwinizm'in
ilk ortaya çıktığı tarihten itibaren, ateist ve
materyalist akımlar tarafından sahiplenildiğini
görmüştür. Günümüzde de halen aynı çevreler tarafından
ideolojik kaygılarla savunulduğunun ve ayakta tutulmaya
çalışıldığının farkında olan Adnan Oktar, Darwinizm'in
çökertilmesinin, söz konusu akımlar için büyük
bir yenilgi anlamına geleceğini düşünmektedir.
Darwinizm'i Çökerten İlk
Kitapçık
İşte bu amaçla Adnan Oktar, öncelikli olarak yüz
yılı aşkın bir zamandır insanları etkisi altına
alan ve onları din ahlakını yaşamaktan uzaklaştıran
bu aldatmacanın geçersizliğini ispatlama konusundaki
çalışmaları üzerine yoğunlaştı. Oktar, sözde bilim
adına ortaya çıkan Darwinizm'in gerçek yüzünü ortaya
koymanın en etkili yolunun yine bilimin kendisi
olduğunu düşünüyordu. Bu anlayışla, geniş çaplı
araştırma ve çalışmalarının bir özeti olan Evrim
Teorisi isimli bir kitapçık çıkardı. Bu kitapçığın
tüm masraflarını ailesinden kalan gayri menkulleri
satarak kendisi karşıladı. Ardından, bu kitapçığı
üniversite öğrencilerine bedava olarak dağıtmaya
başladı.
Bu kitapçık, evrim teorisinin hiçbir bilimsel
değeri olmadığını ve bir aldatmacadan ibaret olduğunu
gösteren kapsamlı bir çalışmaydı. Bu çalışmayı
okuyan ve Adnan Oktar'la konuşan birçok kişi evrim
teorisinin bilimsel bir geçerliliği olmadığını
açıkça anlıyordu. Sonuç olarak, hiçbir canlının
tesadüfler sonucu var olamayacağı, kainatı ve içindeki
tüm canlıları Yüce Allah'ın yarattığı bilimsel,
açık ve anlaşılır bir üslupla ispat ediliyordu.
Yine de, materyalist düşünceye körü körüne bağlı
bazı öğrenciler -gerçeği net olarak görmelerine
rağmen- inkardaki kararlılıklarını açıkça ifade
ediyorlardı.
Dahası
üniversitedeki bazı militan
öğrenciler, faaliyetlerini
durdurmadığı takdirde hayatını
riske atacağını söyleyerek
Oktar’ı açıkça tehdit ediyorlardı.
Tüm bu baskı ve tehditler,
Oktar’ın Allah'a olan bağlılığını
ve kararlığını daha da
artırdı. Materyalist ve
ateist çevrelerin sert
reaksiyonları ve endişeleri
Adnan Oktar’ın doğru yolda
olduğunun en önemli delillerinden
biriydi.
Terörün hüküm sürdüğü, ateist ve materyalist akımların
hakimiyeti altındaki bir üniversitede dindar insanlar,
inançlarından dolayı taciz ediliyorlardı. O yıllarda
Türkiye’de pek çok genç insan, ideolojik gerilimler
yüzünden acımasızca katledilmekteydi. Bu şartlar
altında Adnan Oktar, Allah’ın varlığını, birliğini
ve Kuran’ın doğruluğunu açıkça tebliğ ediyordu.
Hiç kimsenin inançlarını açıklamaya dahi cesaret
edemediği bir okulda, karşılaştığı tepkiler ve
tehditlerden asla yılmadan, düzenli olarak Molla
Camii’ne giderek namaz kılmaya devam ediyordu.
Mimar
Sinan Üniversitesi'nde Din Ahlakının Yayılmaya
Başlaması

Adnan Oktar Mimar Sinan Üniversitesi’nde İslam
ahlakını anlatmaya başladığında yalnızdı. Üç yıldan
fazla bir süre görüşlerini destekleyen kimse olmadı.
Ancak bu durum onun kararlılığını değiştirmedi.
Tek dostunun Allah olduğunu biliyor ve tüm bunları
sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yapıyordu.
Tüm zamanını, enerjisini ve imkanlarını sadece
tek bir amaca vakfetti: Allah'ın rızasını, rahmetini
ve cennetini kazanabilmek ve din ahlakını tüm insanlığa
anlatmak…
1982 yılında, ilk kez, yine Mimar Sinan Üniversitesi’nde
okuyan birkaç genç, Adnan Oktar’ı fikri mücadelesinde
desteklemeye karar verdiler. Aradan aylar, yıllar
geçtikçe, bu fikirleri benimseyen gençlerin sayısı
arttı. Adnan Oktar’ın bu gençlerle yaptığı sohbetlerin
konuları arasında vatan ve millet sevgisi, büyük
önder Atatürk'ün izinde yürümenin önemi, yaratılışın
delilleri, Peygamber Efendimiz (sav)'in örnek ahlakı,
Kuran'da Rabbimiz'in bildirdiği hükümler ve ahlaki
değerler ve o zaman hakim ideoloji olarak kabul
edilen materyalizmin, ateizmin ve Darwinizm'in
geçersizliği yer alıyordu. Bu dönemde ve bundan
sonraki hayatı boyunca da Adnan Oktar pek çok insanın
iman etmesine vesile oldu.
İlk
Karalama Kampanyası ve Akıl Hastanesinde İşkence

Adnan Oktar'ın Darwinizm, materyalizm ve ateizm aleyhine yürüttüğü fikri çalışmalar
bir süre sonra daha geniş çevrelerden de tepki almaya başladı. Sayın Oktar'ın
milliyetçi ve mukaddesatçı çalışmalarından rahatsız olan bazı çevrelerinetkisiyle,
aleyhinde büyük bir komplo kuruldu. Bu komplo,
Adnan Oktar'ın büyük yankılar
uyandıran Yahudilik ve Masonluk adlı eserini yazıp yayınladığı günlere
denk gelmektedir.
1986’nın yazında Adnan Oktar, "Türk Milletindenim,
İbrahim ümmetindenim." sözlerinden ötürü tutuklandı.
Bu ifade bir gazetede yayınlanan bir röportajda
yer almıştı. Aynı dönemde çeşitli yayın organlarında,
yukarıda ifade edilen çevrelerin etkisiyle, birtakım
yanlış haberler, mesnetsiz bilgiler ve iftiralar
yer almaya başladı.
Adnan
Oktar önce tutuklandı ve cezaevine kondu. Sonra Bakırköy
Akıl Hastanesi’ne nakledildi ve akıl sağlığı yerinde
olmadığı iddiasıyla müşahade altına alındı. Hastanede,
en tehlikeli hastaların bulunduğu "14A"
koğuşunda tutuldu. 14A koğuşuna birkaç kilitli demir
kapıdan geçilerek gidiliyordu. İçerisi oldukça bakımsız,
izbe ve pisti. Bu ağır hastaların arasında cinayet
çok sıradan bir olay olarak görülüyordu. İşte böyle
bir ortamda Adnan Oktar, 6 hafta yatağına ayak bileklerinden
zincirlendi. Şuur bulandıran ilaçlar kendisine zorla
verildi. Bu arada, onu ziyaret etme ve görme imkanı
bulan genç arkadaşları onun bu dönemde de kararlılığını
ve şevkini hiç kaybetmediğine şahit oldular. Onları
İslam ahlakına davet edeceği düşünülerek, doktora
öğrencilerini, hemşireleri ve hatta doktorları bile
görmesine izin verilmiyordu. Bir süre sonra ailesi,
yakınları ve arkadaşlarıyla da görüşmesi yasaklandı.
Hatta, telefon görüşmesi bile yapmasına müsaade edilmiyordu.
Faaliyetlerini durdurmadığı takdirde hayatı boyunca
hastanede kalacağına dair tehdit edildi. Bazı kesimlerden Yahudilik
ve Masonluk kitabını basmaktan vazgeçmesi için
yoğun baskılar gelmeye başladı. Eğer kitabı basmaktan
vazgeçerse, hemen hastaneden çıkabileceği, yaşamının
bundan sonrasını refah içinde geçirebileceği gibi
teklifler geldi. Kitabın tüm dosyalarını vermesi
karşılığında, büyük maddi imkanlar teklif edildi.
Ancak, kendisi tüm bu teklifleri geri çevirdi, baskı
ve tehditlerden yılmadı. Tam tersine bu yaşadıkları,
onun kararlılığını daha da arttırdı.
Oktar
hapishanede ve akıl hastanesinde toplam 19 ay tutuldu
ve sonra savcılığın, "ifadelerinde suç unsuru
bulunmadığını" belirtmesiyle beraat etti ve
mahkemece serbest bırakıldı.
Oktar'ın Darwinizm'in nasıl büyük bir aldatmaca
olduğunu gösteren çalışmaları bu dönemde de sürdü.
1986’da Darwinizm'in iç yüzüyle ilgili tüm değerli
araştırmalarını Canlılar ve Evrim kitabında topladı.
Bu kitap bilimsel kaynakların ışığında evrim teorisinin
açmazını gösteren bir kaynak eser olarak yıllarca
tek referans olarak kaldı.
Kokain Komplosu
1991’in ortalarında yaptığı kültürel çalışmalardan
rahatsız olan birtakım çevrelerin etkisiyle, Adnan
Oktar yeni bir komployla karşı karşıya kaldı. Bu
dönemde kendisi, masonluk tarihi ve dünya masonluğunun
örgütlenmesiyle ilgili son derece önemli bir kitap
çalışması yapıyordu. Oktar'ın annesiyle birlikte
yaşadığı Ortaköy'deki evine gelerek arama yapan polisler,
yaklaşık iki bin kitaptan oluşan kütüphanede, ellerini
attıkları ilk kitabın içinde bir paket kokain buldular.
Bu olaydan hemen sonra, o günlerde İzmir’de birkaç
arkadaşıyla birlikte olan Adnan Oktar tutuklandı.
Daha sonra, 62 saat boyunca alıkonulduğu İstanbul
Emniyet Müdürlüğü’ne nakledildi. 62 saat sonunda
kokain testi için Adli Tıp Kurumu’na gönderildi.
Sonuçlar gerçekten oldukça ilginçti! Adnan Oktar’ın
kanında kokainin bir yan ürününün çok yüksek miktarlarda
bulunduğu açıklandı.
Ancak
daha sonra ortaya konulan delillerin tümü, bu iftiranın
sadece bir komplo olduğunu kanıtladı. Öncelikle Adnan
Oktar’ın evinde bulunduğu iddia edilen kokainin komplonun
bir parçası olduğu ortaya çıktı. Bu komplodan kısa
bir süre önce Adnan Oktar kendisine karşı gizli bir
planın kurulmaya başlandığını hissetmiş ve Ortaköy’deki
evinden ayrılmıştı. Sonra annesini arayıp kendisine
karşı bir komplo kurulmasının muhtemel olduğunu söylemiş
ve annesinden şahit olmaları için birkaç kişiyle
birlikte evi temizleyip kontrol etmesini istemişti.
Bunun üzerine Adnan Oktar’ın annesi Mediha Oktar
komşularından birini ve kapıcılarını çağırmış ve
hep beraber evi iyice temizleyip kitaplıktaki kitapların
teker teker tozunu almışlardı. Adnan Oktar’ın bu
temizlikten sonra eve hiç gitmediği gerçeğine rağmen,
16 polis memuru eve operasyon düzenlemiş ve eve girer
girmez kitapların arasında "bir paket kokain" bulmuştu.
Mediha Hanım'ın komşusu ve kapıcısı, olaydan sonra "Adnan
Oktar'ın kütüphanesini hep beraber detaylıca temizledik,
orada böyle bir paket yoktu" diye noter tasdikli
bir ifade vermişlerdir.
Kokain
komplosunun ikinci aşaması, yani Adnan Oktar'ın kanında
çıkartılan kokain yan maddesi konusu da, bilimsel
ve adli delillerle çürütülmüştür. Adnan Oktar emniyette
62 saat kalmış, tahlil bundan sonra yapılmıştı. Ancak
kokainin kandaki yan maddesine bakılarak, kaç saat
önce ne kadar kokain alınmış olduğu bilimsel olarak
hesaplanabiliyordu. Adnan Oktar'ın kanında çıkartılan
kokain dozu ise, 62 saat önceden alınmış olsa, Adnan
Oktar'ın ölümüne neden olacak kadar yüksek bir dozdu.
Bu durum, kokainin Adnan Oktar'ın vücuduna, 62 saatten
çok daha kısa bir süre önce, yani gözaltında bulunduğu
sırada girdiğini gösteriyordu. Yani kokain, Adnan
Oktar'a gözaltındayken, yemeğine karıştırılmak suretiyle
verilmişti.
Bu gerçek, aralarında Scotland Yard'ın da bulunduğu 30'a yakın uluslararası adli
tıp kurumu tarafından teyit edildi. Hepsinin de, incelemeleri için kendilerine
gönderilen dosya hakkındaki ortak cevabı şöyleydi: Kokain Adnan Oktar'a göz altındayken
yemeğine karıştırılarak verilmiştir. Olay komplodur.
Daha sonra Türk Adli Tıp Kurumu da kokainin gözaltında
yemeğine karıştırılmak suretiyle verildiğini teyid
etti ve Adnan Oktar mahkemede beraat ederek aklandı.
Ancak kokain olayı çok önemli bir hususu gösteriyordu:
Adnan Oktar'a husumet besleyen ve her türlü kirli
yöntemi devreye sokarak onu yolundan döndürmeyi amaçlayan
bazı karanlık odaklar vardı. Adnan Oktar'ı daha önce
hapis ve baskıyla yıldırmaya çalışan söz konusu güç
odakları, bu kez bir komploya başvurmayı tercih etmişlerdi.

Tıp Kurumlarının vermiş olduğu, kokainin
Adnan Oktar'ın vücuduna 62 saatten çok daha
kısa bir süre önce, yani gözaltında bulunduğu
sırada girdiğini ispat eden raporlardan bir
kısmının orijinallerini buradan görebilirsiniz:
|
Adnan Oktar’ın Kitap çalışmaları
Oktar,
1991’den sonra bütün zamanını kitapları üzerinde
çalışmaya ayırdı. Tüm vaktini evinde geçirdi.
Harun Yahya, müstear ismiyle, birbirinden değerli
yüzlerce kitap yazdı. Özellikle Darwinizm'i bilimsel
olarak çürüten eserler, bilim dünyasında büyük yankı
uyandırdı. Evrimci yayınlarıyla tanınan New Scientist dergisinin
22 Nisan 2000 tarihli sayısındaki ifadeyle evrim
teorisinin yanlışlığının ve yaratılış gerçeğinin
anlatılması konusunda Sayın Oktar "uluslararası
bir kahraman" haline geldi. Sayın Oktar'ın
materyalizm ve Darwinizm'e
karşı verdiği fikri mücadele
sık sık National Geographic, Science, New
Scientist, NSCE Reports gibi çoğunluğu
evrimci olan yabancı yayın organlarında da gündeme
getirildi. Örneğin National Geographic dergisinin
Kasım 2004 tarihli İngilizce ve Almanca baskılarında,
Adnan Oktar'ın, Yaratılış Gerçeği ile ilgili çalışmalarından
bahsedilmiş, Evrim Aldatmacası adlı kitabından
şöyle bir alıntıya yer verilmiştir:
"Bu teori, dünya sistemini yönlendiren güçler
tarafından bizlere empoze edilmeye çalışılan bir
aldatmacadan başka birşey değildir."
Adnan Oktar'ın eserleri Hindistan'dan Amerika'ya,
İngiltere'den Endonezya'ya, Polonya'dan Bosna'ya,
İspanya'ya ve Brezilya'ya kadar dünyanın pek çok
ülkesinde beğeniyle okunmaktadır. İngilizce, Fransızca,
Almanca, İtalyanca, İspanyolca, Portekizce, Urduca,
Çince, Arapça, Arnavutça, Rusça, Boşnakça, Uygurca,
Endonezyaca, Azerice, Bengolice, Bulgarca, Danimarkaca,
Lehçe, Malezyaca, Portekizce, Sırpça, Hollandaca,
İbranice, Macarca, Fince, Farsça, Hausa, Dhivehi
dili, Hindice, İsveççe, Japonca, Kırgızca, Kishwahili,
Malayalam, Norveççe, Romence, Tamil, Telagu, Thai
dili gibi hemen her dile çevrilen eserler yurtdışında
geniş bir okuyucu kitlesi tarafından takip edilmektedir.
Dünyanın dört bir yanında olağanüstü takdir toplayan
bu eserler pek çok insanın iman etmesine, pek çoğunun
da imanında derinleşmesine vesile olmaktadır. Kitapları
okuyan, inceleyen her kişi, bu derin farklılığın
ve faydanın, eserlerdeki hikmetli, akılcı, kolay
anlaşılır ve samimi üslubun farkına varmaktadır.
Bu eserler süratli etki, kesin netice, itiraz edilemezlik,
çürütülemezlik özellikleri taşımaktadır. Eserlerin
her birinde hiç kimsenin reddedemeyeceği, samimi,
açık, ispatlı bir anlatım vardır. Kuşkusuz bu özellikler,
Allah'ın nasip ettiği bir hikmet ve anlatım çarpıcılığından
kaynaklanmaktadır.

Adnan Oktar'ın Yeniden Baskıyla
Karşılaşması
Tüm
bu fedakarane çalışmalar bazı çevreleri oldukça rahatsız
etti ve "endişelendirdi". Materyalist ve
mason çevrelerin provokasyonlarıyla, bu faaliyetlere
karşı bir iftira kampanyası başlatıldı. Amaç, evrim
teorisini çürüten her bilimsel çalışmayı kendilerince
önlemekti. Fikren Adnan Oktar'ın çalışmalarına karşılık
veremeyenler, iftiralar ve ithamlarla bu çalışmaları
etkisiz hale getirmeyi hedeflediler.
1999 yılının Kasım ayında, Adnan Oktar yeni bir
baskıyla karşı karşıya kaldı. Bu, tam olarak üç ciltlik
büyük kitabı Global Masonluk'un yayınlanmak
üzere olduğuyla ilgili haberlerin yayıldığı zamana
denk geliyordu. Adnan Oktar'ın fikri mücadelesine
başladığı ilk günlerden itibaren, çeşitli iftiralar,
komplolar, yalan haberler ve suçlamalarla kendisini
yıldırmaya, din ahlakını yaymaktan alıkoymaya çalışan
birtakım karanlık odaklar yine devreye girdi.
Bu
odakların provokasyonları ve yanlış bilgilendirmeleri
neticesinde, 12 Kasım 1999’da, Bilim Araştırma Vakfı
mensuplarının evlerine ve iş yerlerine bir polis
baskını düzenlendi. Operasyonda hiçbir suç unsuruna
rastlanmadı, hiçbir gayri ahlaki manzarayla karşılaşılmadı.
Buna rağmen tümü birbiriyle çelişen akılalmaz yalanlar
ve iftiralar her gün basında yer aldı. Bu operasyon
neticesinde hiçbir hukuki delil öne sürülmeksizin,
Adnan Oktar 9 ay cezaevinde tutuldu.
Tüm bu yaşananlar sırasında, Sayın Adnan Oktar,
tevekkülü ve teslimiyetiyle çevresindekilere her
zaman örnek oldu. Tarih boyunca yaşamış tüm müminlerin
benzer olaylarla imtihan edildiğini, yaşanan her
olayın
Allah Katında belirlenmiş bir kader olduğunu
ve hepsinin pek çok hayır ve hikmetle yaratıldığını
etrafındakilere hatırlattı. Başlarına ne gelirse
gelsin müminlerin her zaman itidalli, neşeli, azimli
ve teslimiyetli olmaları gerektiğini söyledi.
Kendisine çeşitli komplolar kuran, akıl ve mantık
dışı iftiralarla karalamaya çalışanlara karşıysa
her zaman affedici ve merhamet edici oldu. Yüce Allah'ın
"...Sen, en güzel olan bir tarzda
(kötülüğü) uzaklaştır..." (Fussilet Suresi,
34) ayetiyle bildirdiği ahlaka uyan Adnan Oktar,
12 Kasım 1999 tarihinde yaşanan olaylarla gündeme
gelen suçlamaların hepsinden, mahkeme aşamasında
elde edilen delillerle aklanmıştır. Bugün halen kitap
çalışmalarına devam etmekte ve insanları güzel ahlakı
yaşamaya çağırmaktadır.